skip to Main Content

Hindistan’da Müslümanlara Nazi modeline dayalı bir sistem uygulanıyor

Hindistan uzmanı İmam Abdul Malik Mujahid, Independent Türkçe’nin sorularını yanıtladı

Cahide Hayrunnisa Çiçek @hayrunnisacicek hayrunnisa.cicek@gmail.com

Çarşamba 26 Temmuz 2023 16:45

400 yılı aşkın süredir Hindistan’ın yerlisi olan Müslümanlar özellikle son 10 yıldır yeni uygulanan aşırı sağ politikalar sonucunda şiddetli ayrımcılık, işkence ve sistematik soykırım altında yaşam mücadelesi veriyor.

Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da Herkes İçin Adalet Örgütü (Justice For All) ve Platform dergisi tarafından ‘Hindistan’daki Azınlıkların Sorunları’ toplantısı düzenlendi. Bu uluslararası toplantıda durumun vahameti gözler önüne serildi.

Hindistan’daki son durumu toplantıya katılan, Georgetown Üniversitesi tarafından 8 kez dünyanın en etkili 500 Müslümanı’ndan biri olarak seçilen ve aynı zamanda Amerika’nın tek Müslüman televizyon kanalı Sound Vision’ın yöneticisi ve Hindistan uzmanı imam Abdul Malik Mujahid ile konuştuk…

“Zulme uğrayan Müslümanlarla ilgili özel çalışmalar yürütüyorum”

Sizi Tanıyabilir miyiz?

Ben imam Abdul Malik Mujahid. Şu anda Amerika’nın Chicago eyaletinde yaşıyorum. Amerika’nın ülkedeki tek Müslüman televizyonu olan Sound Vision’ı yöneticisiyim. Ayrıca Washington DC, New York, Chicago, Boston ve Toronto’da ofisleri bulunan Birleşmiş Milletlerde Danışma Statüsüne sahip “Herkes İçin Adalet”e başkanlık ediyorum, Dünya Dinleri Parlamentosu’nun da fahri başkanıyım. Uzmanlık alanım Hindistan ile ilgili yazmış olduğum kitabım Amerikan Kütüphane Derneği tarafından Yılın Üstün Akademik Kitabı Ödülü’ne layık görüldü.

Aynı zamanda dünyanın dört bir tarafında zulme uğrayan Müslümanlarla ilgili özel çalışmalar yürütüyorum. Özellikle uluslararası insan hakları ve hak ihlalleri üzerine The Wall Street Journal, New York Times, USA Today, BBC, CBS, NBC, Washington Report ve diğerleri için sayısız röportajlar yaparak, yazılar yazdım. Bosna Görev Gücü başkanı olarak, tecavüzün uluslararası hukukta bir savaş suçu olarak ilan edilmesi için Ulusal Kadın Örgütleri (NOW) ile iş birliği içinde yürütülen çalışmalara öncülük ettim. İnsan hakları ve adalet üzerine yapmış olduğumuz bu çalışmalar sonucunda Georgetown Üniversitesi Projesi tarafından sekiz kez dünyanın en etkili 500 Müslümanından biri olarak seçildim.

“Babri Camii yıkıldı, binlerce Müslüman katledildi”

Hindistan’da neler oluyor?

1947’de bağımsız olan Hindistan, azınlıklara hakkını veren güzel bir anayasaya sahipti. Laik ve ayrımcılık yapmayan bir ülkeydi. Ancak şu anki Hindistan Başbakanı Narendra Modi, Siyasi olarak güçlendikçe aşırı sağ ırkçı politikalarına hız verdi ve ‘Hindutva’ ekolünü benimsedi. 6 Aralık 1992’de RSS içindeki bir grup, mitolojik Hindu tanrısı Rama’nın doğduğu yer olduğunu iddia ettikleri Babri Camii’ni yıktı. 16. yüzyıla ait olan Babri Camii’nin yıkılması ile Hindistan genelinde bütün Müslümanlara karşı yaygın saldırılar başlamış oldu ve binlerce Müslüman katledildi. Bu olaydan 3 yıl sonra özel bir mahkeme olayın faili olan 32 sanığı berat ettirdi ve caminin bulunduğu bölge bu kişiler tahsis edildi. 2001’de 3 gün boyunca Hindu Raşların köyünde ‘Müslümanlar giremez’ tabelası asılıydı. Modi, 2002’de çoğunlukla Müslüman olan ve 2 bin kişinin öldüğü bir olayın önderliğini yapmıştı.

 

“Modi, Nazi modeline dayalı bir sistem yürütüyor”

Düşünün ki, Hindistan’da 29 eyalet var. Her bir eyaletin kendi sistemi ve başbakanı bulunuyor. Bunlara bağlı çalışan onlarca paramiliter güç mevcut. 2014 Mayıs’nda Bharatiya Janata Partisi (BJP) seçimleri kazandı. BJP, iktidarda olmasına rağmen her eyalette yönetimde değil. Ancak yönetimde olduğu bölgelerde işte bu milislere Müslümanları öldürme özgürlüğü verdiler. 9,5 yıldır Modi başbakan ve her şeyi dönüştürüyor. Nazi modeline dayalı bir sistem yürütmeye başladı. Evlerimizi buldozerlerle yıkıyorlar ve kadın çocuk demeden önlerine çıkan tüm Müslümanları öldürüyorlar. Buldozerleri ile gurur duyuyorlar. Mezarlarımızı dağıtıyorlar. Müslümanların Bangladeş’ten gelen yasa dışı kişiler olduğunu söylüyorlar. Köklerimizin Arabistan’a dayandığını ve 400 yıllık öz toprağımızda yabancı olduğumuzu söylüyor, Pakistan’a gitmemiz gerektiğini dikte ediyorlar ve tüm Müslümanlara eziyet ediyorlar. Hindistan Enformasyon Bakanı Lori Mara Salon KO, seçim zamanında azınlıklara karşı, ‘O alçakları öldürün’ diye emir vermişti.

Müslümanların sokak isimlerini Hintçeye değiştiriyorlar. Tarih kitaplarını değiştirerek yeniden yazıyor ve Müslümanlarla ilgili yalan ve kötü bilgileri yeni yazdıkları tarih kitaplarına ekliyorlar. Tarım sistemini tamamen değiştiriyorlar. Silahları savunuyor ve ona tapıyorlar. Camilerimizi yıkarak yerine tapınaklar inşa ediyorlar. Gençlerimiz artık Tac Mahal’in Müslümanlar tarafından yapılan bir cami olduğunu unutuyor ve orayı Hindu tapınağı zannediyor. Hindistan’ın en büyük tren yolu yine Müslümanlar tarafından yapılmıştır. Ama bunu da sanki kendileri yapmış gibi gösteriyorlar. Hala Müslümanlarla ilgili çok ciddi dezenformasyon içindeler. Gelecek nesillerimiz Müslümanların neler yaptığını bilmeyecek. 400 yıllık tarihimizi siliyorlar. 14 yıl içinde Müslümanların tüm kazanımlarını yıktılar, her şeyi mahvettiler. Müslüman tüccarların işletmeleri boykot ediliyor. Şu anda beş eyalet Müslümanlara karşı uygulanan linçi yasakladı ama uygulama henüz yok.

 

“Müslümanlara iş bulamıyor”

Daha önce katılmış olduğum bir düşünce kulübünde, kulüp yöneticisi benden ofisine gelmemi rica etti. Bana orada yaptığımız konuşma sonrasında “Gelecek jenerasyonunuz hırsızlardan ve haydutlardan ibaret olacak” dedi. Herhangi bir cevap vermeden oradan çıktım, Hindistan’da bir tür taşıma aracı olarak kullandığımız bisiklet benzeri bir araca bindim. Araç şoförü de Müslüman idi. Ona kulüp yöneticisinin bana söylediği cümleyi söyledim ve fikrini sordum. Bana bunun mümkün olduğunu söyledi ve ekledi, “Benim yüksek lisans diplomam var, kız kardeşimin de öyle. Diğer kardeşlerimin hepsinin üniversite diploması var. Hiçbirimiz iş bulamıyoruz.”

“Hindutva, Modi hükümetinin ortaya çıkarıp desteklediği bir fikirdir”

Modi “Hindutva Ekolü’nü benimsiyor” dediniz. Nedir bu ekol?

Hindutva, Hindistan’da Hindu üstünlüğünün kurulmasını hedefleyen bir siyasi milliyetçilik ideolojisinin adıdır. Hindu milliyetçiliği olarak adlandırılıyor ve Hinduizm diniyle ayrı bir kavram olarak karşımıza çıkıyor. Yani Hindutva takipçileri Hindu ama tüm Hindular Hindutva ideolojisini benimsemiyor. Hindutva ekolünün amacı ise Hindistan’ı etnik-dini bir ulus olan Hindu Rashtra yani Hindu Ulusu haline dönüştürmektir. Hindutva, Hindistan’ın hükümet partisi ve silahlı bir örgüt olan RSS’nin siyasi kolu olan BJP’nin resmi platformudur. Hindutva aslında Modi hükümetinin ortaya çıkarıp desteklediği bir fikirdir. Bir bakıma Hindu faşizmi de diyebiliriz. Bu fikre göre, Hindistan’da yaşayan herkes Hindudur. Hindu olmayan insanlar ise Hindistan’a ihanet etmektedir ve Hinduizme geri dönmeleri gerekir. Hindutva anlayışını benimsemiş olan Modi hükümeti döneminde, Müslümanlar tarafından bilim dünyasına kazandırılan birçok başarıyı Hindulara atfeden bir politika benimsenmiştir. Örneğin plastik cerrahinin doğumu ve gelişiminin, Tac Mahal’in ve birtakım ticaret yollarının Hindular tarafından dünyaya kazandırıldığı anlatılmakta, Hindistan’da 900 yıl süren Müslüman hükümdarlığı ve ülkeye kazandırdıkları tamamen yok sayılmaktadır.

“Müslümanlar, Hindistan’da linç ediliyor”

Bu bağlamda ‘Hindistan Nazileştiriliyor’ diyebilir miyiz?

Tam olarak bunu söyleyebiliriz. Hindistan nazileştiriliyor. Nazi sisteminde hükümet medyayı kontrol eder, siyasette tek partili sistem hakimdir, mülk sahibi olma hakkı dahi sınırlandırılır. Hindistan’da da aynen bunlar oluyor. Henüz yakın bir zamanda muhalefet partisi lideri meclisten çıkarıldı. Yine yakın zamanda bir sinegog kapatılırken 800 yıllık tarihi olan bir camii yıkıldı. Zamanında Yahudilere yapılanlar şimdi Hindistan’da Müslümanlara yapılıyor. Ve bunu gizli saklı değil, açık açık yapıyorlar.

Müslümanların bir kısmı şehirlerde gettolarda yaşarken, az bir kısmı da köylerde yaşıyor. Bu Müslümanlar, Hindu halk tarafından sürekli olarak linç ediliyorlar et yedikleri ya da hayvan taşımacılığı yaptıkları için asılarak ya da vurularak öldürülüyorlar. Hinduların Müslümanlara karşı yaptıkları bu eziyetler Hindistan’da yasalarla korunuyor. Öyle ki 2 sene önce Hindistan parlamentosunda intihar bombacısı olacak Hindulara 2 ila 10 milyon para ödülü verileceği açıklanmıştı.

Bharatiya Janata Partisi (BJP), Rashtriya Swayamsewak Sangh (RSS) adında silahlı bir örgütün siyasi kanadı. RSS’nin kurucusu Brahmin olan Keskav Baliram Hedgewar, kuruluşlarından itibaren Alman Hitlerinin Nazi modelinin öğrenilmesi gerektiğini ve ders niteliğinde olduğunu savunmuş, uygulanan bu politika sayesinde Almanya’nın güçlendiğini iddia etmişti. 1940’lardan günümüze devam eden bu anlayış maalesef ki Hindistan’da Nazizm’in övülmesine, hatta aynı politikaların uygulanmasına kadar ilerlemiştir. Dünya genelinde sınırsız nefretin sembolü olarak tanınan Adolf Hitler’in nefret dolu politikası Hindistan’da utanç verici bir şekilde yayılıyor. Hitler’in Hintçeye çevirisi yapılan ‘Mein Kampf’ kitabı yok satıyor. Amazon Hindistan’da Hitler adını taşıyan ürünler satılıyor. Bu sayede insanların Hindu üstünlüğüne dair Hindutva ideolojisini ulusal norm olarak kabul etmesi kolaylaştırılıyor.

“Nüfusun yüzde 70’i belgeleme sorunu nedeniyle vatandaşlığını kanıtlayamıyor”

Bu politikanın en önemli ayağını ise Hindistan’ın vatandaşlık ret yasaları alıyor. 2019 yılında Başbakan Modi tarafından çıkarılan NRC Kanunu ile her bir vatandaşın nüfus geçmişini kanıtlaması isteniyor. İstenen belgeleri ibraz edemeyenler vatandaşlık alamıyor. Maalesef Hindistan’da yaşayan nüfusun neredeyse yüzde 70’lik oranı belgelenememe sorunu nedeniyle vatandaşlığını kanıtlayamıyor. 40 milyondan fazla Müslüman tarihi belgelerle vatandaşlıklarını kanıtlayamazlarsa yasadışı kişi statüsüne düşmekte, oy kullanma hakları ellerinden alınma, gözaltına alınma, sınır dışı edilme veya da toplama kamplarına götürülme tehdidi ile karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Bu çok ciddi bir rakam.

“Yeni Delhi yönetimi insanları din testine tabi tutuyor”

Assam Eyaleti, NRC Kanunu’nu ilk uygulandığı bölgelerden biri oldu. Bunun sonucunda şu ana kadar 1,9 milyon kişi Hindistan vatandaşlığını kaybetti. Ancak burada BJP-RSS rejimine sürpriz olan şey, bu rakamın yalnızca 486 bin kişisinin Müslüman olması oldu. Tabi bu duruma da bir çözüm buldular. Din testi uygulamaya başladılar. Hinduların vatandaşlık kabul işlemleri hızlandırılırken, Müslüman olanlara vatandaşlık dahi verilmedi. Böylece din testini geçemeyen Müslümanların gözaltına alınıp sınır dışı edilmesi kolaylaştı. Diğer taraftan ise Assam’ın birçok noktasına hızlı bir şekilde yeni gözaltı merkezleri inşa ediyorlar.

Modi hükümeti süresince, Müslümanların maruz kaldıkları insan hakları ihlallerine ilişkin bir suç duyurusunda bulunmalarına müsaade edilmiyor. Bir polis memurunun söylediği üzere, Modi’nin kendilerine “Müslümanları koruma gibi bir yükümlülüğünüz yok” şeklinde bir talimat verilmiş. Bu polis memuru şu anda hapiste tutuklu ve 20 yıl ile yargılanıyor.

Modi hakkında açılan davaların düşürülmesi için davalara bakan yargıca çok büyük bir rüşvet teklif edilmiş, fakat yargıç bu rüşveti kabul etmedi. Bu nedenle kendisini bir düğüne davet ederek orada hayatına son verdiler. Yargıcın bu ani ve şüpheli ölümünün araştırılması için bir gazeteci işe koyuldu, haberini tamamladıktan sonra bir sebeple haberin yayınlanmasına müsaade edilmedi. Bunun üzerine bu gazeteci bu haberi kitaplaştırdı, ancak ne yazık ki kitapta adı geçen ya da gazetecinin bir şekilde görüştüğü görgü tanıklarının büyük bir kısmı öldürüldü.

“Baskılar nedeniyle 800 Müslüman kız Hinduizm’e dönüş yaptı”

Sonuç olarak ‘Hindistan’ın Nazileştirilmesi’ politikası yoluyla soyunu kanıtlayamayan toplamda 2 yüz milyon Hintli Müslümanı kimlik bilgileri olmadığı için, soyunu kanıtlayamadığı için vatansız sayarak toplama kamplarına almak ve öldürmek istiyorlar. Hintli intihar bombacılarına Müslümanları öldürmeleri karşılığında 10 milyon vereceklerini söylüyorlar. Çocuklarımıza tecavüz ederek onları öldürüyorlar. Hindu erkeklere, Müslüman kızlarla evlenerek onların da Hinduizm’e dönmeleri için para ödüyorlar. Bu nedenle 800 civarı Müslüman kız Hinduizm’e dönüş yaptı. Adeta bir soykırım yapıyorlar. İşte bu yüzden yaşananların boyutunun daha net anlaşılabilmesi için ‘Hindistan’ın Nazileştirilmesi’ ifadesinin kullanılması ve olaylara bu açıdan bakılması, aynı zamanda bu soykırımın faili olan BJP – RSS rejiminin tanınması çok çok önemli.

“Sistem dışında tutulanlar ‘insan görünümlü hayvanlar’ olarak görülüyor”

Nazizmin en önemli ayrımı ‘kast sistemi’ydi. Hindistan’da da ‘kast sistemi’ uygulanıyor mu?

Elbette. Nazilerin sistemini kendine rol model alan bir yapının kast sistemini uygulamaması beklenemez. İnsanları renk ve geldikleri ırka göre sınıflandıran bu dört kademeli sistemde en üstte Brahmanlar, ikinci sırada Kshatriyalar (yöneticiler ve savaşçılar) var. Üçüncü sırada Vaishyalar (tüccarlar, arazi sahipleri, borç verenler), dördüncü sırada ise shudralar (çiftlik işçileri, vasıfsız işçiler, hizmetçiler) bulunuyor. Ve en alt tabakada dalitler ve adivasiler (dokunulmazlar) yani sokak temizleyicileri, insan atıklarını temizleyenler dışlanmış kişiler, Müslümanlar ve Hristiyanlar. Dokunulmazlar kelimesi hakları olan değil, dokunmaya değmeyenler pislik tabaka anlamında kullanılıyor. Sistem dışında tutulan bu “insan görünümlü hayvanların” görevi ise mevcut dört kasta hizmet etmek. Hiçbir hak talep edemiyorlar. Öyle ki Hinduların yaşadığı köylere ayakkabıları ile giremiyorlar, köy sınırları içerisinde bisiklete binemiyorlar. Maalesef bugün Hindistan’da hüküm süren Hindu milliyetçiliği üst kastlar tarafından yönetilmekte ve tüm Hindu toplumu Müslüman azınlığa karşı kışkırtmaları, onların Hindu toplumu üzerindeki kontrolünü sürdürebilmelerini sağlayan bir hile olarak kullanılmaktadır.

 

“Müslümanların ve Hristiyanların hiçbir hakkı yok”

Peki, BJP – RSS rejiminin tanınması neden çok önemli?

RSS 1925’te kuruldu. İngilizlerle iş birliği yaptılar. İçlerinden birinin Gandi’yi öldürdüğüne dair belgeler var. Bu belgelere göre Gandi’yi öldüren kişi Godse şu an kahraman gibi karşılanıyor. Anayasa hala var ama gerçeklikte her şey çok değişti. 2004’e kadar iktidar değillerdi ancak koalisyon üyelerindendiler. İstediklerini yapamadılar. Ancak 2014 Mayıs ayında BJP tek başına iktidar oldu ve şu ana kadar yapamadıklarını yapmaya başladılar. RSS Hindutva (Hindu milliyetçiliği) ekolüne inanıyorlar. Hindular aslında yüzde 17’lik bir azınlık. Ama diğer halkların gerçek oranlarını kimseye söylemiyorlar. Temel mantıkları üstünlükleri. Özellikle Müslümanların ve Hristiyanların hiçbir hakkı yok. Çünkü onlara göre kökleri Hindistan’da değil. Müslümanların kökleri Arabistan’a dayanıyor.

Üç kez yasaklanmış ve terör örgütü olarak adlandırılmış olan RSS, şu anda zamanında Amerika’ya girmesi yasaklanan Modi’nin başkanlık döneminde siyasi sahneye geri döndü. RSS ise Hindistan’da aktif olan silahlı milislerin en başı ve en büyüğü. RSS gibi silahlı yüzlerce milis bulunuyor. RSS, hükümetin politikalarını destekleyen bir silahlı güç.

“Modi tekrar kazanırsa Hindistanlı Müslümanlar vatansız kalacak”

Hindistan seçimleri yaklaştı. Bu noktada öngörünüz nedir ve dünya Müslümanlarından beklentiniz var mı?

NRC dediğimiz bu kanun bazı eyaletlerde hala uygulanmadı. Mayıs 2024 yılında yapılacak olan seçimler bu noktada oldukça önemli. Şu anki Başbakan Modi yeniden kazanırsa NRC Kanunu’nu uygulamaya başlayacaktır. Bunun sonucunda da 400 yıldır bu toprakların gerçek sahibi olan Hindistan Müslümanları maalesef devletsiz kalacaklar. Bu yasa kaldırılmaz ise bizleri çok büyük tehlikeler bekliyor.

Ben açıkçası Modi ve partisinin seçimi yeniden kazanabileceğini düşünüyorum. Zira Hindistan’da gerçek anlamda bir demokrasiden ve seçim sürecinden bahsedemiyoruz. Ülkede seçimler sadece prosedürel olarak yapılıyor ve bir tür oyun gibi geçiyor. Bununla birlikte Modi finansal anlamda birçok ülke tarafından da destekleniyor. Modi’ye finansal destek veren ülkelerden yedi tanesinin Müslüman çoğunluğu olan ülkeler olduğunu da belirtmem gerek. Ayrıca bir taraftan NRC Yasasından dolayı çok ciddi bir vatandaşlık sorunu var ve vatandaşlıklarını kanıtlayamayan bu insanların oy kullanma hakkı da bulunmuyor. Diğer taraftan Hindistan’da medyanın kontrol altında tutulması muazzam boyutlarda. İktidarın 500 bin resmi ve 1 milyondan fazla da gayri resmi sosyal medya çalışanı var. Toplumu kendi fikirleri doğrultusunda kin ve nefret söylemleri ile besliyorlar. Hindistan’da sahte haber demek ölüm demek. Her an insanları Müslümanlara ve diğer azınlıklara karşı kışkırtmaya hazırlar.

 

Hindistan, Somali ve Kolombiya gibi ülkelerin de altına düşerek “yarı özgür” ülke kabul edildi. Hukukçular, politikacılar, gazeteciler öldürülüyor. İnsanlar korku altında yaşıyorlar. Diğer bir olasılık olan Modi’nin seçimi kaybetmesi halinde ise, BJP’nin silahlı kanadı RSS rejiminin etkisi ve uyguladıkları siyaset devam edeceğinden mevcut durumdaki nefret hareketi devam edecek gibi görünüyor.

 

“Türkiye’nin Hindistan’daki Müslüman kardeşlerine destek olmasını istiyoruz”

Neden Türkiye’ye geldiniz?

Üzülerek belirtmek istiyorum ki, dünya Müslümanlarının yüzde 30’u azınlık olarak yaşıyorlar. Özellikle 11 Eylül saldırısından sonra tüm dünyaya terörist olarak lanse edildiler. Çin’de, Burma’da, Güney Afrika’da birçok Müslüman büyük zorluklar altında hayatını idame ettirmeye çalışıyor. Baskı altındalar, zulüm görüyorlar. Uygur ve Rohingya Müslümanlar için bir aksiyon ve tepki alabilen Türkiye’ye, ülkemdeki durumu anlatarak insanları Hindistan’dan haberdar etmek için geldim, belki beni dinleyen bir insan bunları başkasına da anlatabilir ve daha çok insana ulaşabiliriz. Bu konuda önemli bir sorumluluğunuz olduğuna inanıyorum. Bu nedenle destek verecek ve gücü dünyada hissedilir bir ülkeye geldik. Türkiye’nin daha önce insan hakları konusunda verdiği mücadelelere şahidiz. Uluslararası birçok arenada, diğer Müslüman ülkelerin ses çıkaramadığı konularda Türkiye bir aksiyon ortaya koyabildi. Konuları tartışmaya açtı, müzakere masaları kurdu. Mazlum coğrafyaların sesi oldu. Şu an da Hindistan Müslümanları bir çözüm arayışında. Vatansızlaştırılma ve soykırım tehlikesine karşı bir şeyler yapabileceğine inandığımız için buradayız. Bu hususta da öncelikle Türk hükümetinden, sonrasında Türk medyasından ve sosyal medya kullanıcılarından duyarlılık bekliyoruz.

Hindistan’da kadınlara önem verilmez. Ama Müslüman kadınlarımız bu baskıların ardından sokaklara çıktı. 14 ay boyunca 24 saat sokakta eylem yaptılar. Kovid-19 pandemisi çıkınca mecburen evlere girmek zorunda kaldılar. Ve kadınlarımızın bu direnişi sayesinde hükümet NRC Kanununu uygulayamadı. Biz Merve Kavakçı haksızlığa uğradığı zaman ABD’de onu desteklemek adına elimizden gelen her şeyi yaptık. Şimdi Türkiyeli kadınlardan da Hindistanlı Müslüman Kadınlarımız için destek olmalarını bekliyoruz. Uluslararası kamuoyunu harekete geçirecek her ne varsa yapsınlar, lütfen Hindistan’daki Müslüman kardeşlerine destek olsunlar.

https://www.indyturk.com/node/650436/haber/hindistanda-m%C3%BCsl%C3%BCmanlara-nazi-modeline-dayal%C4%B1-bir-sistem-uygulan%C4%B1yor

© The Independentturkish

Back To Top